Doğru erkek ve doğru kadın nasıl bulunur? - Bekir Meleklioğlu

Doğru erkek ve doğru kadın nasıl bulunur? konusu üzerine şimdiye kadar birçok şey yazıldı.

Birbirleri için karar vermekte zorlanan bir çifte Hellinger genç bir erkeğin hikayesini anlattı. Genç adam alacağı araba konusunda devamlı kararsızlık yaşıyordu, oysa en çok istediği şey arabasıyla çevrede tur atmaktı. Araba almayı yine bir yıl ertelemeye karar vermişti, belki gelecek sezon çıkacak olan modeller çok daha güzel olacaktı. Fakat her yıl yine hep eksik bir şeyler bulduğu için bir yıl daha erteliyordu, böylelikle yıllar geçti. Bu hikayenin sonunun iyi bitmeyeceğini herkes tahmin edebilir. Genç adam uzun zaman sonra korkular yasamaya başladı. Bir gün ani bir kararla  göz açıp kapanacak kadar kısa zamanda her ne olursa olsun bir araba almaya karar verdi. Çok ani hareketinden dolayı bir kamyonun altında kalarak hayatını kaybetti.

Bu durumda aşkın ihtirası ve duygusallığı nerede kalıyor? Bu hikaye biraz fazla köklü değil mi? Hellinger’i  bazı şeyleri masumiyetten çıkardığı için suçlayamayız.

Kendisinin severek ve sık sık  anlattıkları sadece kendi hikayelerinde  değildir. Aynı zamanda terapi esnasında da altını çizerek şiddetle işaret ettiği şeylerdi.. Yapılan bazı davranışların etkileri ve sonuçları olduğudur. Hayat gerçekten tereddüt edenleri böyle ağır  şekilde cezalandırıyor  mu?

“Doğru erkek ve doğru kadın nadiren bulunur…

Okurlar çevresindeki tanıdıklarının yaşamlarını dikkatle izlesinler. Partner arayışında dış görünüş, karakter, mesleki kariyer açısından en yüksek derecede olanını arayanlar simdi ne durumdalar? Benim tahminime göre bu kişiler genelde yaşadıkları kısa ve mutsuz ilişkilerden sonra yalnız kalan kişilerdir.

“Doğru erkek ve doğru kadın nadiren bulunur. İyi erkek ve iyi kadın yeterince alışılmış olandır.”Bert Hellinger

Bazen çok büyük aşklarla başlayan evlilik veya birliktelikler yine de kalıcı olmaz. Sadece doğru kişiyi bulmuş olmak yeterli olmuyor. Aşk sadece aşırı istek değil ayni zamanda>>mantık<< ister. Hellinger’e göre mantıksız aşklar her zaman eğri gider. Bu sözleri daha önce büyük annelerimizden duymamış mıydık? Görünüşe bakılırsa Hellinger’e göre ilişkilerde ihtiras ve romantizme fazla yer kalmıyor. Ancak gerçek yasamda ihtiraslı başlayan aşkların düzenden takdir ve hürmet görmedikleri zaman kalıcı olamayacaklarıdır.

“Mantıksız aşklar her zaman eğri gider.” Bert Hellinger

Sistemik düzende; bir evlilik yaşamış ve önceki evliliğinde birkaç çocuğu olan bir erkekle evlenen kadının hikayesi;normal düzende erkeğe göre ilk sırada çocuklar ön plandadırlar ve daha sonra evlendiği kadın ve varsa çocukları gelir. Bu aşk sadece kadının düzene uygun olarak çocukların ilk sırada, kendisinin de ikinci sırada olmasını kabullenmesiyle kalıcı olur.

İlişkilerin ve evliliklerin bitmesinin en büyük
sebeplerinden birisi….

Sistemik aile dinamiklerinde düzenin istediklerinin kabullenilmemesidir. Çok romantik bir aşk dahi bunu dengeleyemez. Aşk; diğer sistemlerin düzenini bozmaya çalıştığı sürece, neye mal olursa olsun yıkılmaya mahkum olur. Tamda bu kumaştan romanlar dünya literatüründe yazılmıştır. Erkek ve kadın çok tatlı çılgınlıklarla dünyada sadece kendilerinin var olduklarını sanırlar. Yaşadıklarının aile sistemini ne şekilde etkilediğini göremezler.

Bir örnekle açıklamak istiyorum. Bir bayan danışanım evli ve çok çocuklu bir erkekle tanışmıştı. Erkek bu bayan için boşanmış ve onun yanına taşınarak evlenmişti. Çocuklar annelerinde kalmışlardı. Yeni aşkın ihtirası çabuk bitmişti. 3 ay sonra danışanımın hislerini kontrol ederek bana söylediği sözler şöyleydi “Vicdanım rahat olarak evlenmedim”
Bu sözleri şimdi duyduğumda daha dikkate alırım, çünkü daha önce Bert Hellinger’in söylediklerini tam anlayamamıştım.

Evli çift kısa süre sonra sabahtan akşama kadar evde yaşanan küçük şeylerden dolayı devamlı tartışır hale gelmişlerdi, mesela banyodaki dağınıklık vb. gibi küçük şeyler. Bu küçük tartışmalar zamanla hayatı cehenneme çevirip araya geçilmez duvarlar örülürse, bundan şunu çıkarmamız gerekiyor; bu örnekte olduğu gibi , ilk kadına ve çocuklara yapılan haksızlıktan bozulan düzenin etkilerinin sarsıntılarıydı. Mutlu olabilmeleri için, eğer ikinci kadın başarabilirse suçunu kabullenmesi ve birinci kadının erkekle bağını onurlandırması gerekiyor.

Buradaki suç vicdanın alma ve verme konusundaki yükümlülük olarak hiisedilmesi konusu.

O zamanlar danışanımla yaptığım çalışmalarda erkek kadından devamlı uzaklaşıyordu. Gitmek istediği yön kesinlikle belliydi.
Partnerle araya örülen duvarın geriye gidilince içine doğulan kök aileyle de dolaşıklığı -kilitlenme-olduğu görülür. Bilinmeden geçmiş aile düzeninde dolanmış -kilitlenmiş-olunan yaşananların sonuçları şöyledir; çok zor çözümü olan ilişkilerin yaşanması.

Yukarıdaki örnekteki bayan danışanım babasız olarak büyümüştü ve iki dedesi de cinayete kurban gitmişlerdi. Baba tarafından olan birçok üvey kardeşinin varlığını sadece başkalarından duyarak biliyordu. Tüm bunların ilişkisini etkilediğini gayet tabii kavrayabiliriz. Babaya duyulan özlem -baba arayışı-ileriki bir partner tarafından doyuma ulaştırılamaz. Dahası yukarıda ki örnekte olduğu gibi öldürülen aile üyeleriyle arasında dayanışma -kilitlenme- de vardır…

Bir erkek hayatında bir kadın varsa gerçek erkektir, aynı şekilde

kadında yaşamında bir erkek varsa gerçek bir kadındır…

Hellinger’e göre bir erkek hayatında bir kadın varsa gerçek erkektir, aynı şekilde kadında yaşamında bir erkek varsa gerçek bir kadındır.

Gerçek birliktelik ve Aşkta birbirlerini kadın ve erkek

olarak istemelidirler.

Başka sebeplerden dolayı birbirlerini istiyorlarsa bu ilişki yürümeyecektir. Mesela; maddi güvence, diğerinin bir diğeri için devamlı yemek yapması. Rahatlık; yaşam sorumluluğunu partnerine yüklemek., .Mesela çamaşır yıkama sorumluluğundan kurtulma gibi. Dini inançların ortaklığı veya birbirlerini gelecekte çocuklarının annesi veya babası olarak istemeleri.

Başka sebeplerden dolayı evlenmeye karar veren bir danışanımı gayet iyi hatırlıyorum. 40 yaşına yaklaştığı halde hala yalnız yaşıyordu. Yeni tanıştığı bir bayanla birleştikleri tek nokta anlayışlı olmalarıydı ve bundan fazla veya eksik  başka hiçbir neden yoktu. Ailesi ve arkadaşlarının o bayanla evlenmesi gerektiği baskısına dayanamayarak evlenmeyi kabul etmişti. Bu evliliğin başından beri içinde bir kurt vardı. Iztırap  ve acılarla gecen 10 yılın ardından erkek kadını terk ederek boşanmıştı.

Bir erkek gerçek erkekliği babadan alır, eğer babayı kabullenmezse
erkekliğini bastırmış olur.

Bir erkek doğru bir evliliği gerçek kurallara göre, kalpten babasını olduğu gibi kabullendiği, onayladığı zaman gerçekleştirebilir. Aynı şekilde kadın içinde annesi geçerlidir. Bir kadının yeni tanıştığında kadın eğer; babasını kalpten onaylamamış ise, kadın (bilinçaltı) o erkeği gerçek erkek olarak istemez. Çünkü bir erkek gerçek erkekliği babadan alır, eğer babayı kabullenmezse erkekliğini bastırmış olur.

Robert Bly bir kitabında  şöyle diyordu; Amerika’da 1940´larda halk psikolojisi üzerine yapılan bir araştırmada genç erkeklerin babalarını reddetmeleri öneriliyordu. Oğullar babalarını oynanacak nesneler olarak görüyorlar, dalga geçiyorlar, kırıcı davranarak alay  ederek gülüyorlardı. Sonucu tahmin edebilirsiniz; bunlar apaçık Maçolardı. Ani araştırmada ortaya çıkan başka ilginç bir sonuçta, Amerikalı babaların oğulları tarafından ret edileceklerini bekliyor olmalarıydı.

Robert Bly zamanımızdaki erkeklerde >>Baba Suyu<< eksikliği olduğundan emindir. Bu eksikliğin nasıl giderileceği konusunda Hellinger’in de dikkat çektiği noktada benzerlikler vardır.

“Baba verir, oğlunun ruhu alır,-vucut hücreleri değil” Bert Hellinger

Bu alınan besin bilinmeyen derinlikte yerini alır. Ve yavaş yavaş erişkin erkeğin hücrelerine kaydolur şarkılar söylemeye başlar…Bly´e  göre bu baba suyunun alınması sadece vücut hücreleriyle sınırlı değildir. Baba ve erkek suyunun eksikliğinin nelere sebep olabileceğini(sonuçlarının ne olabileceğini) Bly kitabında şöyle açıklamıştır;

” Bu genç erkekler hiç farkında olmadan ömür boyu babalarına açlık duyarak yaşarlar. Bunlar çok önemli şeylerin eksikliğidir, bilinç altıda bunlara reaksiyon gösterir.”

Bly 20 yaşında bir erkeğin görmüş olduğu rüyayı anlatır; 12 yaşındayken anne ve babası ayrılmışlardı, annesinin yanında yaşamına devam etti. Gençliği boyunca erkeklerden çok kadınlarla sıkı ilişkiler içindeydi ve bu üniversite yaşamında da böyle devam etti. En yakın arkadaşları feministlerdi, çünkü onlara aşırı hayranlık duyuyordu. Daha sonra politikaya atıldı ve kadın hakları savunuculuğunu üstlendi.

Bu arada bir rüya görmüştü; rüyasında sürü halinde dişi kurtlar ve kendisi ormanda geziyorlardı (kurtlar ona göre bağımsızlığın ifadesiydiler). Nihayet hep birlikte akan  bir su kenarına geldiler, dişi kurtlar tek,tek suya bakarak kendi görüntülerini izliyorlardı. Sadece kendisi suya baktığında hiç bir görüntü oluşmuyordu. Dişi kurtlarla kendisini karşılaştırdığında kimliğinin olmadığını fark etti. Çünkü kadınlarda erkek bulamazdı.

Bir vaka çalışmasında…..

40 yaşlarında bir danışanımı hatırlıyorum, davranışları ürkek ve kadınlaşmış bir erkek görüntüsü sergiliyordu, çok kısa zaman önce annesinin evinden ayrılmıştı, 10 yıl önce babasını kaybetmişti. Annesinden nefret ediyor ve babasını hiç kimseye örnek olmayacak kadar >>zayıf<< görüyordu. Babası erkek rolünde aşırı derecede zayıfta olsa bir erkek  erkek  suyunu yalnızca babadan alabilir.

Danışanım endişeli bir şekilde >>”Depresyondan çıkmak istiyorum, kendime güvenmeye ihtiyacım var, artık gerçek bir erkek olmak istiyorum”<< diyordu. Babasının negatif karakterini anlatmaya başladığı zaman konuşmasını yarıda kestim ve çocukluğunda babasıyla yaşadığı pozitif hatıraları tasvir etmesini tavsiye ettim.

Genç adam başını önüne eğerek gerçekten de çocukluğunda babasıyla yaşamış olduğu bir epizodu anlatmaya başlamıştı. Aniden ağlamaya başladı, babasını sevdiğini hissetmesinden dolayı çok üzülmüştü. >>”Anlam veremiyorum, bu nasıl olabilir, oysa ben onu reddediyorum?”<<

Onunla tartışmak yerine baba sevgisini çok daha derinden hissedebileceği bir çalışma yapmayı önerdim. Fakat o bu şekilde bir çalışmayla derin sevgi ve acıyı hissetmeyi reddetti. Gelecek randevuyu iptal ederek kendisini bir ömür boyu baba suyundan mahkum etti. Ayrıca 40 yaşına rağmen hiçbir partneri olmamış ve hiçbir kadınla cinsel ilişki yaşamamıştı.. Artık gerçek bir erkek olmak istiyorum demesinin sebebi de buydu.

Bir erkeğin aldığı baba suyu ne kadar azsa, kadınlarda onu

aynı oranda erkek olarak ilginç bulmazlar.

Böyle erkeklere karşı kadınlar sadece acıma hissederler

ve onlarda çekici hiç bir şey göremezler.

 

 

 

İnsan ilişkilerini ne yaratıyor?

Vermek ve almak Monopoly veya kapitalizmi çağrıştırmıyor mu? 

Vermek ve almak insan ilişkilerinde ne yaratıyor? Denge. Hepimizin bildiği  ilişkilerde çiftlerden birisinin ilişkiye diğerinden fazla yatırım yaparak gerginliğe sebebiyet verdiğidir.

Bazı kesimlerde bu bencil olmayan, koşulsuz sevgi düşüncesi hakimdir. Kim diğerine bir şey verirse beklentiden özgürleşmelidir. Daha da ileri giden inançlarda tüm insanları kendi eşimiz veya ailemiz derecesinde sevmemiz gerektiği düşüncesidir. Bu gibi fikirler sadece gerçekçilikten uzak değil, ayni zamanda da ilişkileri yıkıcı bir düşünce seklidir.Denge göz ardı edilir.

Denge için önce almak ve vermek ihtiyacı olması gerekmektedir. Almak ve vermek ihtiyacından sonra insanlar arasındaki değişim dengede kalmayı mümkün kılar. Örneğin bir taraf sürekli veriyorsa, alan taraf kendisini devamlı baskı altında ve vermek zorunluluğunda hissedecektir. Sürekli veren taraf almaya engel koyuyorsa ilişki tehlikeye girer. Veren taraf geri almaya engel koyarak güçlü kalmak istemesinden dolayı uzun zaman diliminde hiçbir ilişki dengede devam edemez.

Sadece Ebeveyn-çocuk ilişkisinde durum farklılaşır.Denge farklı şekillerde sağlanır. Çünkü ilk sırada ebeveynler çocuğa vermekle yükümlüdürler, bu daha sonra çocukların aldıklarını farklı şekilde vermeleriyle denge sağlanır.

Sağlam bir ilişki sadece iki tarafında aynı derecede alıp vermesiyle olmaz, alan taraf hep daha çok verir ve yine diğer tarafta daha çok vererek ilişki sağlam bir şekilde büyür ve gelişir.Denge sağlanmıştır. Fakat verme ve almada ilişkiye yatırım ne kadar yüksek olursa, mutlulukta ayni oranda yüksek olur. Fakat ilişkilerde yüksek yatırımın bazı kişilerde korku yaratan  bir etkisi vardır, çünkü aradaki bağı derinleştirir. Bu durumda özgür kalmak isteniliyorsa ilişkide alışverişe fazla yatırım yapılmaz. Diğer yanda ise almaya ihtiyacı olmadığı görüsünde olan taraf hep kendisini baskın ve güçlü görmek istediğinden dolayı yalnızlığa mahkum olur. İlişkiler bu tür dengesizliği uzun süre kaldıramayacağından dolayı çatlaklara sebebiyet verir.

Bir danışanımın yaşamındaki örnek bu durumu açıklamaya yetiyor:

Genç bir bayan henüz mesleki öğrenimine devam eden erkek arkadaşıyla ayni evi paylaşmaya baslar, kendisinin iyi bir gelir getiren mesleği olmasından dolayı, sadece kirayı üstlenmekle kalmayıp aynı zamanda erkek arkadaşının okul masraflarını da ödemeye başlamıştır. Erkek öğrenimini tamamladıktan sonra, bayan arkadaşının evde olmadığı bir zamanda bütün eşyalarını toparlayarak evi terkeler. ilişki sona ermiştir. >>Nankör bir erkek<< diyeceklerdir birçokları. Fakat aradaki alma-verme dengesi düzeltilemeyecek derecede bozuk olduğu için gitmekten başka yapabilecek bir şeyi olmamasıdır.. İlişkide denge yoktu.

Kalıcı bir çözüm şu şekilde olabilirdi…

Kalıcı birr çözüm şu şekilde olabilirdi;erkek öğrenim, kira ve yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan parayı ek işte çalışarak veya ailesinden borç veya bankadan kredi alarak karşılayabilirdi. Başka bir seçenekte bayan arkadaşından aldığı parayı öğrenim sonrasında geri ödemeyi kabul ediyor olmasıydı. Bu şartlar yerine getirilmiş olsaydı erkek ihtiyaç tarafı olmaktan çıkarak ilişki kurtarılmış olacaktı. Zıddı olarak kadın parayı erkeğe hediye etmemeliydi, çünkü ona karsı üstün durumda oluyordu. Cinsiyet farkı gözetmeksizin, yaşanan durum farklı şekilde de olsa yine iki tarafta kendi öğrenimlerini kendileri karşılamalıdırlar. Zengin bir kadın fakir bir erkekle evlendiği zaman, böyle bir ilişki genelde titrek temeller üzerine kurulmuş olur. Kadın devamlı veren, erkekte alan taraftır. Erkek dengeyi sağlayamadığı için zamanla kızgın tepki verecektir. Yaşlı bir erkek genç bir bayanla evlense bile yine çoğu zaman komplikasyonlar olacaktır. Yaş farkı için kesinlikle sabit bir kural koyamazsınız, ancak

Hellinger uygun bir çözüm bulmuştur.

Hellinger uygun bir formül bulmuştur. Onun araştırmalarına göre çiftlerden birisinin hayatta yaşanması gerekenleri geride bırakmış, diğerinin de yaşanmamışlıklarının henüz gelecekte olmasıdır. Mesela genç bayan bir süre sonra genç bir erkekle yaşayamadığı birçok şeyden dolayı yaşlı erkekten öç alacaktır.

Bu süreçler genelde bilinçsiz düzeyde gerçeklesir. İlişkilerde ve yaşamın başka alanlarında genel olarak cömert vericilere rastlanır. Bu davranış>>ideal yardımcılar<<olarak toplumda iyi kabul görür. aslında yardım eden sessizce>>minnettarlığı sana bırakıyorum<< demektedir. Özellikle psikososyal meslek üyeleri arasında bu görünüm bulunur. Almayı reddeden taraf üstünlüğünü korumayı ve yükümlülük almayı reddeden taraftır. Fakat içten içe kendisini boşlukta ve dengesiz hissetmektedir.

Bazı yasam koşularında alıcının aynı değerde geriye veremeyeceği durumlar vardır, örneğin ağır engelli ve hasta olanlar. Bu durumlarda dengeyi sağlamak için en büyük etken teşekkür etmektir. Alıcı bunu dikkate alarak kalpten ve sevgiyle yaptığı vakit, veren taraf kendisini onurlandırılmış hissedeceğinden dolayı denge sağlanmış olur

Doğru erkek ve doğru kadın nasıl bulunur? konusu üzerine şimdiye kadar birçok şey yazıldı.

Birbirleri için karar vermekte zorlanan bir çifte Hellinger genç bir erkeğin hikayesini anlattı.Genç adam alacağı araba konusunda devamlı kararsızlık yaşıyordu, oysa en çok istediği şey arabasıyla çevrede tur atmaktı. Araba almayı yine bir yıl ertelemeye karar vermişti, belki gelecek sezon çıkacak olan modeller çok daha güzel olacaktı. Fakat her yıl yine hep eksik bir şeyler bulduğu için bir yıl daha erteliyordu, böylelikle yıllar geçti. Bu hikayenin sonunun iyi bitmeyeceğini herkes tahmin edebilir. Genç adam uzun zaman sonra korkular yasamaya başladı. Bir gün ani bir kararla  göz açıp kapanacak kadar kısa zamanda her ne olursa olsun bir araba almaya karar verdi. Çok ani hareketinden dolayı bir kamyonun altında kalarak hayatını kaybetti.

Bu durumda aşkın ihtirası ve duygusallığı nerede kalıyor? Bu hikaye biraz fazla köklü değil mi? Hellinger’i bazı şeyleri masumiyetten çıkardığı için suçlayamayız.

Kendisinin severek ve sık sık  anlattıkları sadece kendi hikayelerinde  değildir. Aynı zamanda terapi esnasında da altını çizerek şiddetle işaret ettiği şeylerdi..Yapılan bazı davranışların etkileri ve sonuçları olduğudur.Hayat gerçekten tereddüt edenleri böyle ağır  şekilde cezalandırıyor  mu?

“Doğru erkek ve doğru kadın nadiren bulunur…

Okurlar çevresindeki tanıdıklarının yaşamlarını dikkatle izlesinler. Partner arayışında dış görünüş, karakter, mesleki kariyer açısından en yüksek derecede olanını arayanlar simdi ne durumdalar? Benim tahminime göre bu kişiler genelde yaşadıkları kısa ve mutsuz ilişkilerden sonra yalnız kalan kişilerdir.

“Doğru erkek ve doğru kadın nadiren bulunur. İyi erkek ve iyi kadın yeterince alışılmış olandır.”Bert Hellinger

Bazen çok büyük aşklarla başlayan evlilik veya birliktelikler yine de kalıcı olmaz. Sadece doğru kişiyi bulmuş olmak yeterli olmuyor. Aşk sadece aşırı istek değil ayni zamanda>>mantık<< ister. Hellinger’e göre mantıksız aşklar her zaman eğri gider. Bu sözleri daha önce büyük annelerimizden duymamış mıydık? Görünüşe bakılırsa Hellinger’e göre ilişkilerde ihtiras ve romantizme fazla yer kalmıyor. Ancak gerçek yasamda ihtiraslı başlayan aşkların düzenden takdir ve hürmet görmedikleri zaman kalıcı olamayacaklarıdır.

“Mantıksız aşklar her zaman eğri gider.”Bert Hellinger

Sistemik düzende; bir evlilik yaşamış ve önceki evliliğinde birkaç çocuğu olan bir erkekle evlenen kadının hikayesi;normal düzende erkeğe göre ilk sırada çocuklar ön plandadırlar ve daha sonra evlendiği kadın ve varsa çocukları gelir. Bu aşk sadece kadının düzene uygun olarak çocukların ilk sırada, kendisinin de ikinci sırada olmasını kabullenmesiyle kalıcı olur.

İlişkilerin ve evliliklerin bitmesinin en büyük
sebeplerinden birisi….

Sistemik aile dinamiklerinde düzenin istediklerinin kabullenilmemesidir. Çok romantik bir aşk dahi bunu dengeleyemez. Aşk; diğer sistemlerin düzenini bozmaya çalıştığı sürece, neye mal olursa olsun yıkılmaya mahkum olur. Tamda bu kumaştan romanlar dünya literatüründe yazılmıştır. Erkek ve kadın çok tatlı çılgınlıklarla dünyada sadece kendilerinin var olduklarını sanırlar. Yaşadıklarının aile sistemini ne şekilde etkilediğini göremezler.

Bir örnekle açıklamak istiyorum.Bir bayan danışanım evli ve çok çocuklu bir erkekle tanışmıştı. Erkek bu bayan için boşanmış ve onun yanına taşınarak evlenmişti. Çocuklar annelerinde kalmışlardı. Yeni aşkın ihtirası çabuk bitmişti. 3 ay sonra danışanımın hislerini kontrol ederek bana söylediği sözler şöyleydi “Vicdanım rahat olarak evlenmedim”
Bu sözleri şimdi duyduğumda daha dikkate alırım, çünkü daha önce Bert Hellinger’in söylediklerini tam anlayamamıştım.

Evli çift kısa süre sonra sabahtan akşama kadar evde yaşanan küçük şeylerden dolayı devamlı tartışır hale gelmişlerdi, mesela banyodaki dağınıklık vb. gibi küçük şeyler. Bu küçük tartışmalar zamanla hayatı cehenneme çevirip araya geçilmez duvarlar örülürse, bundan şunu çıkarmamız gerekiyor; bu örnekte olduğu gibi , ilk kadına ve çocuklara yapılan haksızlıktan bozulan düzenin etkilerinin sarsıntılarıydı. Mutlu olabilmeleri için, eğer ikinci kadın başarabilirse suçunu kabullenmesi ve birinci kadının erkekle bağını onurlandırması gerekiyor.

Buradaki suç vicdanın alma ve verme konusundaki yükümlülük olarak hiisedilmesi konusu.

O zamanlar danışanımla yaptığım çalışmalarda erkek kadından devamlı uzaklaşıyordu. Gitmek istediği yön kesinlikle belliydi.
Partnerle araya örülen duvarın geriye gidilince içine doğulan kök aileyle de dolaşıklığı -kilitlenme-olduğu görülür. Bilinmeden geçmiş aile düzeninde dolanmış -kilitlenmiş-olunan yaşananların sonuçları şöyledir; çok zor çözümü olan ilişkilerin yaşanması.

Yukarıdaki örnekteki bayan danışanım babasız olarak büyümüştü ve iki dedesi de cinayete kurban gitmişlerdi. Baba tarafından olan birçok üvey kardeşinin varlığını sadece başkalarından duyarak biliyordu. Tüm bunların ilişkisini etkilediğini gayet tabii kavrayabiliriz. Babaya duyulan özlem -baba arayışı-ileriki bir partner tarafından doyuma ulaştırılamaz. Dahası yukarıda ki örnekte olduğu gibi öldürülen aile üyeleriyle arasında dayanışma -kilitlenme- de vardır…

 


0 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!