Epigenetikteki yeni keşifler artık manşetlere çıkıyor.

Bir çoğumuz kendimize önemli bir soru soruyoruz: Çocuklarımıza gerçekten genetik olarak ne miras bırakıyoruz? Bagajımda, uğraştığım bitmemiş duygusal travmalar çocuklarıma geçebilir mi? Bilmeden onları incitebilir miyim?

Bunu kapsamlı bir şekilde cevaplamak için, bu bilime bakmalıyız.

Epigenetikteki en yeni araştırma, ebeveynlerimizin ve büyükanne ve büyükbabalarımızın yaşadığı travmalardan genetik olarak kalıtımsal miras alabileceğimizi anlatıyor.

Bu şöyle olabilir: Bir travma meydana geldiğinde, bedenler stresi daha iyi yönetmek için fizyolojik bir değişiklik yapar. Bu uyumsal değişim, daha sonra çocuklarımıza ve torunlarımıza benzer travmalarla biyolojik olarak başa çıkmak ve bu travmaların üstesinden gelmek için bize de geçer. Tabiki, bize  miras kalan değişimler daha fazla stres yaratmadıkça, bizim için olumlu olabilir.

Örneğin; büyükbabalarımız savaştan zarar gören bir ülkede yaşayarak  “bomba patlamaları, korkular, ölen  insanlar , silah sesleri” şeklinde travmatize olduğunda;

Bu bize ayarlanmış bir yetenek becerisi olarak “hiper-uyanık bir beden hızlıca yüksek seslere tepki veren refleksler ve bu gibi diğer koruyucu tepkiler” olarak geçer.

Bu beceri seti, savaşta bir ülkede yaşamak için faydalı olurdu.

Ancak, bu mirasın yararlı olmadığı güvenli bir ortamda yaşamak, sürekli hipervijilans, (tüm iç ve dış uyaranlara karşı aşırı dikkat halidir) bedenlerimizde tahribat yaratabilir.

Yani, işte kötü haber:  Ebeveynlerimizin ve büyükannemizin acıları, korkuları, öfkeleri, üzüntüleri  hepsi bizim ailemiz içinde de sürdüreceğimiz bir miras,ve bizim istemediğimiz bir şey olabilir. Ve işte bu üzücü kısım: Birçoğumuz sorunlarımız arasındaki bağlantıyı; açıklanamayan korkumuz, kaygımız ve depresyonumuz şeklinde önceki nesillerdeki aile üyelerimizle olan bağı kurdu.

Bunun yerine, sorunumuzun kaynağı olduğumuza, bir şeylerin bizim için yanlış olması gerektiğine ya da içimizde bir şeylerin kırıldığına inanıyoruz.

Ve orada bitmiyor. Bu bilinçdışı örüntüler, bitmeyen işlerimizle birlikte, çocuklarımıza ve hatta onların çocuklarına bile aktarılabilir. Çocuğumuzun acı çekmesini görmek, gözetimsiz bıraktığımız acıyı hissetmeye devam ettiklerini bilerek çaresizce yaşamak  daha acı verici ne olabilir?

        İyi haber var mı?

Kesinlikle var. Döngüyü kırmaya yardımcı olabilecek yapabileceğimiz davranışlar ve teknikler var.

İşte yapabileceğiniz şeylerin kısa listesi:

1. Kendinizi önce iyileştirin.

Çocuğunuzun diğer ebeveyni ile olduğu gibi ailenizle olan kopmuş ya da yolunda olmayan ilişkilerinizi de gözden geçirin.

Birisinin davranışlarını zorlayıcı bulduğumuzda, aile öyküsündeki travmatik olayları dikkate almamız faydalı olur. Unutmayın, acı kalıntısı öne geçebilir. Ve çocuklar, büyük masumiyetleri ve sadakatleri nedeniyle kolay hedeflerdir.

Çocuklar bilinçsizce ebeveynleri arasında çözülmeyen şeyleri taşıyabilir ve kendi ilişkilerine de yansıtabilirler. Ya da (epigenetikten öğrendiğimiz gibi), ebeveynlerin arkasında çözülmeyen şeyleri yeniden yaşayabilirler.

2. Soy ağacını sallayın ve neyin düştüğünü görün.

Hangi aile sırları gizlendi?

Hangi hikayeler anlatılmadı?

Hangi travmalar asla tam olarak iyileşmedi?

Bu şeyleri bilmek önemli olabilir, özellikle de bize ait olmayan travma unsurlarını bilinçsizce yeniden yaşamamak için.

3. Çocuklarınıza, ailenizdeki travmalar hakkında neler  bildiklerinizi  söyleyin.

Onlara  ailenizde ve büyükanne ve büyük babalarına ait  olduğunu bildiğiniz önemli büyük olan olayları anlatın. Geçmişten gelen acı verici duyguların istenmeyen alıcıları olabilirler.

Onlara aile tarihinin içinde nasıl bir trajedinin olduğunu söylerseniz, bu onlara büyük bir rahatlama getirebilir

Özellikle eğer size ait olanı veya ebeveynleri veya büyükanne ve büyükbabalarınıza ait olanları taşıyorlarsa bu onlar için çok rahatlatıcı olacaktır.

Bir zamanlar, dedesi, ücretli bir suikastçi olarak işlediği suçlar için bilinçsizce  dedesine yardım etmeye çalışan bir danışanla çalışıyordum. Danışanım üç kez intihara teşebbüs etmişti. Üçüncü denemeden sonra kendini hala hayatta tutmak için yardım istemişti.

Daha önce hiç yapmadığı suçlar için dedesinin nihai bedelini ödemeye çalıştığına işaret ettim.

Bana döndü ve “Ölmek zorunda değilim? Yani, ölmek zorunda olan ben değilim” dedi.

Geçmişi görmezden gelirsek, bizi ziyaret etmelerine engel olamayız. Yine de araştırdığımızda, her zaman tekrarlamak zorunda değiliz. Acı döngüsünü kırabiliriz, böylece çocuklarımız başkalarının yaşanmıslıklarını ve acılarını yaşamak zorunda kalmadan özgür olabilirler.


0 Yorumlar

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!